İnanma ve Güvenme Korkusu

İnsan, yaşamı boyunca hep birşeylerden kaçmadığını herkesle hayatla ve en önemlisi kendisiyle yüzleştiğini zanneder.Ama aslında hayatla barışık değildir.Hayatın ona yaptıklarını hayatın suçu gibi görür.Her olayda hayatı suçlar,kendisine yapılanları hayatın ona tuzağı gibi görmeye başlar.Ama bir gün anlar ki ona bunları yaşatan hayat değil insanlardır.İnsanların ona yaşattığı şeylerin  sorumlusu olarak da kendini görmeye başlar.Bu nedenle değişmeye çalışır,çünkü değişirse kurtulacaktır insanların bu oyunlarından.Değişmek ama nasıl..

Önce güven duygusundan başlar değişmeye.Artık eskisi kadar kimseye güvenemez olmuştur.Herkese şüpheyle bakmaya başlar,sevdiği insanlar,en sevdiği renk,en çok mutlu olduğu şey,en sevdiği şarkıcı vb. şeyleri bile konuşamaz kimseyle.Herkes ona ters cevap verip,ya da umursamayacaktır büyük ihtimalle neden anlatsın ki ?

Sonra sevgi ve inanma duygularını azaltır,çevresini gittikçe daraltır.Mutlu olduğu şeyleri bile anlatamaz,çünkü ne zaman anlatsa başına bir şey gelir.Sevdiği bir şeye herkes burun kıvırırken,ertesi gün herkesi o şeyin peşinde görür ve ona verdiği değerin onun görmediği sürece hiçbir önemi olmadığını düşünerek vazgeçer.Sonra bir insana gerçekten inanır,ama hani değişmişti, hani kimseye inanmak yoktu. Evet, insan istediği kadar değişti zannetsin kendini yine bir şeye eninde sonunda inanmışve güvenmiş olarak bulur.Kendini o şeyin aynasında görmeye başlar.İnanmak ve güven her zaman kumar gibidir.Kazanırsan çok kazanırsın ama kaybedersen…

Kaybedersen,yani birine olan güvenin boşa çıkarsa yani sonunda aldanmış olursan,kendinde inanma kuvveti kalmamış gibi hissedersin ve o kişiye çok kırılırsın. Bu insana karşı duyduğu bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmış gibi hissedersin.Herkese olan güvenin kağıt gibi yanmaya başlar.

”Bu sefer bir insana aldanmayacağım dersin ve öyle bir acır ki için kendini tamamen değiştin zannedersin..”

Gerçeğin aynası

İnsanın gerçekle yüzleşmesi, aynadaki buğuyu silip de kendisini gördüğü anda başlar.
Ama gerçekle yüzleşmek beklenenden çok daha güç olabilir.
Tahammül edilmez olabilir.
Peki gerçeği reddetsen ne olur?
Kaçsan?
İnanmayı reddetsen?
Gerçek değişir mi?
Hayır, değişmez!

Ben hayatım boyunca hep gerçeklerden kaçtım,kaçtım,kaçtım…

Ama şunu anladım ki hayallerini ne kadar sağlam bir temelle inşa edersen et eninde sonunda onu çökerten bir deprem oluyor.
Hayat seni o gerçeği öyle ya da böyle kabul etmek zorunda bırakıyor.
Gerçeği görmek için kalbinle bakmalısın.
Çünkü gerçek gözle görünmez.
Ve sadece gerçek yaralar..
O yarayı almadıkça, gerçek kalbinize bir hançer gibi saplanmadıkça, aynadaki o buğuyu silmediğiniz müddetçe, ne kadar yaşamış sayılırsınız?
Kendi gerçeğinizle yüzleşmedikçe, söyleyecek tek kelimeniz dahi yok demektir.

”Hayat kaba,açık sözlü ve ayrıca da samimiyetsiz bir dostumuzmuş gibi davranır.Biz iyiyken güzelken herşey çok güzeldir,ama çok kötü bir olayımız olduğunda bize acımaz,bizle ilgilenmez ve sanki yavaş yavaş mutlu insanların yanında yol almaya başlar..”

En büyük pişmanlık,umuttur..

İnsanların çoğu bazı hayaller kurar ve bu hayallerine ulaşmak için bir çok çaba gösterirler.Doğal olarak da bu çabaların olumlu sonuç vermesini umut ederler.Peki bundan sonra ya olmazsa nolacak o kadar plan ve hayallerin suya düşmesi bunların olmama ihtimalinin bile olması bizi büyük bir hayal kırıklığına uğratmaz mı? Ya olursa ,Allah kahretsin zaten hep pişman olduğumuz şeylerde bu fikirde olmamızdan dolayı olmadı mı? Ya da diyelim ki çok umutla beklediğin bir şey oldu ama sende o umuttan kaldı mı? Beklediğine değdi mi,o senin bile ulaşamadığın hayallerine benzedi mi yoksa sadece senin kafanda oluşturduğun hayali sen somut bir şeye yükleyip buna umut mu dedin? Ne oldu sonuç olarak umut ettiğin şeyden pişman olmadın mı.Diyelim umut ettiğin şey zaten hiç gerçekleşemeyecek hale geldi bu da sende sancı ve büyük bir hayal kırıklığına yol açar.Yani diyeceğim o ki bir olayda umut edip hayaller kurmamız o olayın sonucunu değiştirmez.Sadece daha mutsuz olmamızı sağlar.Olaylara daha fazla anlam yüklememize neden olur.Ama o kadarda büyük düşünüp olaylara o kadar büyük anlamlar yüklemezsek hayal kırıklıklarmızı da o kadar azaltmış olur .Nietsizche’nin de dediği gibi ‘ Umut en büyük kötülüktür çünkü işkenceyi uzatır ‘

Daha bitmedi..

İnsanın kalbi yumuşaktır
Ama birgün ihanete uğrar
Sevgili sevgiliye dost dosta 
Kardeşi kardeşe ihanet edebilir
Kardeşi habil’i öldüren kabil gibi mesela
Yada 23 kere bıçaklanan sezar’a son darbeyi vuran can yoldaşı brütus gibi
Yusuf’u kör bir kuyuya atan abileri gibi mesela
Ama güven duymayan bir insan ihanete uğramış da sayılmaz
Peki sonra
Derin bi hayal kırıklığı
Peki hayal kırıklığından da sonra
Hiç kimseye inanmayan bir yaratığa dönüşürsünüz
Kalbiniz katılaşır kaskatı olur
Çünkü bu böyledir
Dünya bu yasa üzerine işler
İyilikler kuma kötülükler taşa yazılır
Şimdi yer değiştirin
Kötülükleri kuma iyilikleri taşa yazın
Sonra kalbinize götürün elinizi
Orda olduğunu farkedeceksiniz
Kalbiniz size şunu diyecek
Daha bitmedi…